Hem öngörüsü yüksek biri değilimdir, hem de “bu gidişle şöyle şöyle olacak” gibi laflar etmeyi sevmem.
Daha doğrusu öyleydim.
Ama özellikle Hrant Dink’in öldürülmesi, tıpkı memleket gibi benim için de bir kırılma noktası oldu.
Anladım ki olabilecekleri öngöremiyor değilim, aslında öngörmek istemiyorum.
“Yok canım o kadar da olmaz artık” önyargısının bağımsız düşünme yeteneğini dövmesi durumu.
Böyle diyorum çünkü Hrant Dink’in ölümüne giden yolun taşları gözümün önünde döşenirken, olan biteni medyanın gazıyla üç beş milliyetçinin hır çıkarması ve yargının her zamanki gibi resmî ideolojinin aynası olan kararlar vermesi olarak görmekten öteye geçemememi başka türlü açıklayamıyorum.
Ancak önce Hrant Dink cinayeti, arkasından Ergenekon meselesi geç de olsa bu kafadan uyanmamı sağladı.
Artık biliyorum ki, tetiği çekenler ile çektirenler arasındaki mesafe hiç de öyle çok değil.
Bunları yazıyorum çünkü son günlerde yine hava pis kokuyor.
Ve geçen gün o pis kokuyu kendi aramızda konuşurken yan masadan muhabbete yazılan kibar bir koca kulak hâlâ, “İzninizle bir şey soracağım size. Bir gecede nasıl binlerce ‘Hepimiz Hrant Dink’iz’ pankartı hazırlandı, asıl bunu hiç düşündünüz mü” diyebiliyor.
İnsanın ruhu ürperiyor...
****
Pis koku yine tıpkı Hrant Dink’in öldürülmesine giden süreçtekiyle aynı yollardan yayılıyor.
İşareti tehdit, parolası yargı!
Dink cinayeti sürecinden tek fark, şimdilik medyanın büyük bölümünün nispeten duyarlı davranması.
Önce Agos gazetesinin internet sitesi Türkçe okuma-yazma bilmeyen Türk milliyetçileri tarafından “işgal” edildi.
Ogün Samast’ın, medeni hali bekâr günlerinden tanıdığımız bir resmi eşliğinde.
Metinde de özetle şöyle deniyordu: “Ya bizim istediğimiz gibi davranırsınız ya da yeni Ogün Samastlar ve yeni Hrant Dinkler olacaktır.”
Yani bu şekilde yazmaya çizmeye devam ederseniz, sizi de öldüreceğiz diyorlar.
Kim tehdidi yapanlar? Kimin adına tehdit ediyorlar Türkiye’deki Ermenileri ve en mühimi nereden güç alıyorlar?
Cevaplar ne yazık ki şöyle: Tehdidi yapanlar milliyetçi Türkler, dolayısıyla bizim (Türklerin) adımıza tehdit ediyorlar Ermenileri ve güç aldıkları yer de parolada görüleceği gibi devlet.
***
Parola, aynı günlerde yüce Türk adaletinden geldi: “Agos’ta yazı yazana hakaret edilebilir.”
Daha önce de kendisine sülale boyu küfredilmesi çeşitli yargı kararlarıyla teminat altına alınmış olan Profesör Baskın Oran’ın, gazeteci Mustafa Balbay aleyhine açtığı davada verildi bu karar.
Balbay bir televizyon programında Baskın Hoca’nın yabancı ülkelerden para aldığını (Türkiye’nin bölünmesi için tabii ki) söylemişti.
Manevi tazminat davasını yerel mahkemede kazandı Baskın Oran.
Ama Yargıtay 4. Hukuk Dairesi bu kararı “oybirliğiyle” bozdu.
Gerekçe niyetine yaz kızım...
Baskın Oran Agos’ta Ermeni sorunu hakkında yazılar yazıyor. Onun bu yazılarına tepki olarak yapılmış bir konuşma hakaret teşkil etmez...
Artık Yargıtay Hukuk Dairesi’nin bu kararına dayanarak, isteyen Baskın Hoca’ya “satılmış” diyebilecek.
Ama asıl vahim olan, başta da söylediğim gibi önce tehditler, ardından hedef gösterilen insanlarla ilgili suçlamaları yargı yoluyla meşru kılarak o pis kokulu iklimin yaratılması.
Yargıtay’dan Ermeni gazetesinde yazana hakaret edilmesi serbest parolası gelen bir memlekette, birileri de o gazetedekilere işareti çakar sonuçta.
Umarım hâlâ öngörüsü yüksek biri değilimdir.
www.taraf.com.tr
|