Herkesin birbirinden tutkuyla nefret ettiği bir memlekette bayram sabahı diye zart zurt edecek halim yok sevgili uzaylılar...
Doğruya doğru, vaziyet berbat.
Nefret iklimi derin, Ege kıyılarında acayip kaba dalgalı...
Bayramiç’te bayramlar kurak ve soğuk, seyranlar ılık ve çorak geçmekte...
Değil öyle dört buçuk günlük bayram hissiyatı, memleketi komple toplasan 12 Eylül Mamak’ına, kaynaştır-barıştır uygulasan hızlı program, fayda etmez...
Ki neden olmasın, zamanında Mamak’ta analar ağlamadı mı?
Ağladı elbet... Ama ne yaptı devlet?
Birbirlerinin kulağına ot sokup, saçlarını çektikleri için küsen devrimcilerle ülkücüleri barıştırıverdi.
Zaten nasıl emretmişti bize öğretmenlerimiz: “İnsan sosyal bir varlıktır.”
Mevzuu fark etmez, her kompozisyonun ilk cümlesiydi kendileri bir ara.
“İnsan sosyal bir varlıktır” diye bismillah babında ilk cümleyi nakşettin miydi, sonra ver elini giriş-gelişme-sonuç.
Sonrası iyilik güzellik...
***
Dağıldık, toparlanması da güç görünüyor bu saatten sonra.
En iyisi böyle gidelim bu seferlik.
İleriki satırlarda neler olacak valla ben de merak ediyorum.
Nerede kalmıştık?
Nefret derin, sinirler gergin memlekette, fiş almasak bile yapılan indirim durumu kurtarmaz... diyorduk.
Geçen gece Beşiktaş’ın M. United önünde “tarih yazışını” izliyoruz televizyonda.
Maçı anlatan arkadaş bir Türk örf ve âdeti olarak heyecandan roketlemiş gidiyor.
Bir ara sanırım turboları devreye soktu ve şahane bir kurtarışının ardından önce, “Ellerini öpüyorum Rüştü...” dedi. Sonra o yetmedi, “Hatta her yerini öpüyorum Rüştü, her yerini...” diye devam etti.
Amacı bizi kanepeden düşürmekse muvaffak oldu.
İyi de şimdi neden mi geldik Old Trafford’a?
Şuraya bağlayacaktım aslında lafı, arada bir güzellik yapmak istedim.
Eskiden gâvura karşı “tarih yazdığımız” maçlarda, o günlerde verdiğimiz şehitlere atıfla, “millet olarak çok ihtiyacımız böyle bir zafere” bağlaması yapılırdı.
Malum, uzun süredir şehit haberi de yok, ölü ele geçirilme de... (tak, tak, tak!)
Geçen gün aynı şeyi Bülent Arınç da söylemiş, “6-7 aydır çatışma olmuyor, rahat mı batıyor birilerine” diye sormuş.
Hah, işte ben de onu diyecektim.
Batıyor mu gerçekten?
Barışın olsa olsa b’sindeyiz, İzmirli çağdaş ablalar elde kaya parçası Kürt kovalıyor.
O gazla diğeri çıkıp “sen de bizim oralara zor gelirsin” minvalinde sallıyor.
Senelerdir bölünmez bütünlüğümüzün en büyük teminatı olarak gösterilen kız alıp-kız verme müessesi Bayramiç’te çöküyor.
Gazeteler, “Kız meselesi yüzünden çıkan kavga etnik gerginliğe dönüştü” diye başlıyor haberlerine.
***
Çeyrek asırdır memlekette her hafta şehit verilirken millet hiçbir şey olmuyormuş gibi lay lay lom efektiyle yaşadı.
Ateş düştüğü yeri yaktı.
Hep birlikte, 23 senedir sakız çiğneyerek Manchester’ı izleyen Alex Ferguson gibi saha kenarından olan biteni izledik. Televizyonlarda ahkâm kestik.
Şimdi 6-7 aydır çatışmalar durdu, genç insanların tabutları gelmemeye başladı.
Orada burada bombalar patlamıyor.
Güneydoğu’da insanlar dere kenarlarında infaz edilmiyor, aniden ortadan kaybolmuyor.
Ancak ortam yumuşayacağı yerde tam tersi oldu.
Peki neden?
Sakın kimse çıkıp, “Akp’nin açılımı toplumu böyle yaptı” minvalinde Baykal – Bahçeli’nin grup vaazlarından alıntılanmış duygu patlamaları yaşamasın...
Bu soruya doğru dürüst bir cevap arayalım derim.
Ne oldu da çatışmaların durduğu bir ülkede nefret bu kadar derinleşti?
Şimdiye kadar okuduklarım, duyduklarım beni kesmedi.
Varsa zihin açıcı bir cevabı olan söylesin.
Yoksa barışın b’si bile batıyor mu bize?
Bu kadar basit ve çirkin mi yani cevap.
Yok mudur başka mümkünü?
İşte bu duygu ve düşünceler içinde bayramınızı kutlamakta zorlanırken, Türkün, Kürdün, Alevinin, Sünninin, İmam Hatiplinin, normal liselinin, Ege’nin, Güneydoğu’nun, yani kısaca tüm memleketin aklını başına devşireceğini umut etmek istiyorum.
Tüm bu ahval ve şerait içinde köşemi zamanın ruhuna uygun bir Can Yücel şiiriyle noktalamaktan da ayrıca hüzün duymaktayım:
BAYRAMLIK Koyunlar, keçiler ve koçlar için Ne kadar bayramsa Kurban Bayramı Bu barış var ya, bu barış Cephedekiler için o kadar barış
www.taraf.com.tr
|