Her nedense toplum olarak her şeyden şüphe etmeyi alışkanlık haline getirmişiz. Böyle olunca bir türlü rahat ve huzurlu olamıyoruz.
“Şüphecilik”
Her nedense toplum olarak her şeyden şüphe etmeyi alışkanlık haline getirmişiz. Böyle olunca şu güzelim ülkede bir türlü rahat ve huzurlu bir şekilde yaşamayı şimdiye kadar tadanımız da olmadı. Bundan sonra tadılacak huzur da meçhule gidiyor. Devlet vatandaşından şüpheleniyor; vatandaş, ise bağlı olduğu devletine güvenemiyor.
Herkes bir şeylerden veya birbirinden şüpheleniyor. Bu şüphenin vebalini devlet ve vatandaş kol kola çekmeye devam ediyor. Haliyle bürokrasi başını alıp gidiyor. Bir iş prosedürü kucaklar dolusu klasörler hazırlanıyor. Bürodaki tüm devlet memurları iş görmekten ziyade “ neden başım ağrısın” diyerek mesaileri boyunca kâğıt formaliteleri ile uğraşıyor. Kayıtlar, yazışmalar, kimlikler v.s derken mesailerin yarıdan fazlası boş zaman harcamaktan öteye gidemiyor.
Yapılan her işte, gidilen her yerde, bir başka ülkeye gidilmiş gibi mantıksız formalitelerle uğraşılmaktan başka bir şey yapılmıyor.
Bir karşılaştırma yapmak amacıyla sizlerden özür dileyerek kısa bir Avrupa gezimi aktarmak istiyorum: Bir arkadaşımın daveti üzerine geçen Kasım Ayında bir haftalık Avrupa gezisine gittim. Gezdiklerim bana kalsın, ben sizlere şüphecilikle ilgili karşılaştırma yapmaya çalışacağım. İstanbul Atatürk Havaalanından Almanya’nın Düsseldorf Havaalanına indiğimde kontrol noktasında görevli polisler pasaportumu mühürleyip verdi.
Şüphecilik konusunda her şey bitmiş oldu.Bundan sonra bir hafta boyunca kendimi doğduğum yer olan Kahta’nın Salkımbağı Köyünde akraba ziyaretinde hissettim. Abartısız bu kadar rahatlık vardı. 8 gün 8 gece boyunca Arkadaşım Osman’ın kiraladığı “mini koper” arabayla Almanya, Belçika, Fransa ve Hollanda’nın başta Paris olmak üzere birçok şehri gezdik. Dolaştığımız ülkelerin girişi-çıkışları dâhil yattığımız otellerde, girip çıktığımız tarihi yerlerde, hastanelerinde, alış-veriş merkezlerinde kısacası hiçbir yerde hiç kimse bizi ve kimliğimizi sormadı. Gezi boyunca hiçbir trafik memuru da bir kez olsun bizi durdurup ehliyet, ruhsat veya kimlik, pasaport sormadı.
Bir ülkeden diğer ülkeye geçtiğimizi yoldaki araç plakaları veya şehir levhalarından anlayabiliyorduk. Gezdiğimiz ülkelerin vatandaşları da Bu Türk mü? Kürt mü? Arap mı? İngiliz mi? Yunan mı? Acem mi? Diye merak edip sormadı Sınırlar yok, kontroller yok. “ Kimsin? Necisin? Nerden geldin, nereye gidiyorsun?” Diye soran da yok. Her şey bir düzene oturtulmuş. Sistem gayet güzel bir şekilde yerine oturmuş Hata yapmak zaten zor.Hata yapan sonucuna katlanacağını bilir. Her yerde her şeyde belirli kurallar var ve bu kurallara uyma zorunluluğunu da kimse bozamıyor. Durum böyleyken gezi sırasında Hollandalı arkadaşım Willem’in Kâhta ziyaretini düşündüm.
Bir haber vesilesi ile tanıştığım sevgili Willem ile dost olmuştuk.6 yıl boyunca her yaz beni ziyaret etmeye gelirdi. Kahtalıların çoğu O’nu tanımış ve dost olmuştu.Çok insancıl olan sevgili arkadaşım Kahta için bir Kahtalıdan daha duyarlı desem abartmamış olurum.Hollandalı arkadaşım her gelişinde gördüğü fakir ailelere insan olarak bir şeyler yapmak isterdi..Kahta’ya gelişinde minibüsünün arka bagajını giysiler doldurarak getirir kendi eliyle rastladığı fakirlere dağıtırdı.Bu esnada duygusallıktan gözlerinden yaşlar aktığına defalarca şahit oldum.
Kalıcı bir şeyler de yapmak isteyen yedi yabancı arkadaşım okuyamayan kız çocuklarına kafayı takmıştı. Bunun için beraber bir proje çalışması yaptı. Hollanda’dan alacağı destek ile köylerden şehre gelemeyen kız çocukları lise eğitimine başlayacaklardı. Yapılan proje için bir kurum ortaklığı gerekiyordu. Boştan bahanelerle projeye ortak bulunamadı. Tek sorun şüphecilikti. Her bir kafadan bir ses çıkmaya başlayınca proje hayata geçirilemedi. Buna üzülen Willem yine de boş durmadı. Son gelişinde Hollanda’da topladığı 6 bin euroyu getirip 12 fakir lise öğrencisi kızların her birine 500’er Euro dağıttı. Ama biz Türk iye’liyiz, Yutar mıyız?
Karşılaştığımız vatandaşların çoğu Willem’den şüphelendiklerini açıkça bana bildirmekten geri kalmadı. Kimisi bu masum, kimisi bu adam ajan, kimisi bu adamın bir bildiği var, yoksa buralarda ne arar? Deyip benim ve Willem’in yardım şevkimizi kırdılar. Dost canlısı Willem’i Hollanda’da arkadaşım ile birlikte ziyaret ettik. Bizi 2 gün en iyi şekilde ağırladı. Konu, komşu, eş, dostlarının bizden şüphelenmelerini bir yana bırakalım Gelen “hello” dedi giden “bye” dedi. Başka bir şey yaşanmadı. Bakınız Türkiye’deki şüphecilik ciddi boyutlara ulaştı.
Ülkemizde şüphecilik gittikçe yaygınlaşıyor. Yolda yürürken temiz insanlardan Kapkaççı, açlığından ölmek üzere olan bir kişiden numaracı dilenci, Sara geçiren bir hastadan numara yapan yankesici, yolda kalan bir vatandaştan soyguncu olarak şüpheleniyoruz. Tabii ki haklılık paylarımız da vardır.
Şüphelenmesek zaten cezasını çekiyoruz. Fakat önlem alamıyoruz. Bu bir sistem meselesidir. Sistemi bir türlü oturtamıyoruz. Özlediğimiz huzur ortamına bir an önce kavuşabilmemiz için köklü sistem reformlarının yapılması lazım. Çok geç kaldık. İnsanlarımızın eğitilmesi şarttır.
Bunun yanında işsizlik ve yoksullukla acil mücadele planları yapılmalıdır. Türkiye’de bazı holdinglerin ciroları ile ortalama Gayrı safi Milli hâsılaları hesaplamak ülkeyi daha kötü uçurumlara götürüyor, “derim”.
Kahta Gündem Gazetesi
|