Sivil dikta rejimine bir süre daha geçilmeyeceği bildirildi...
Kim mi bildirdi?
Başkentteki arkadaşlarım.
Ankara’ya ateş almaya gittim, döndüm.
Bir yandan başkente, “ateşini müsaade eder misin birader” derken bir yandan da bu tarz mühim bilgiler edindim.
En mühimi, giriş cümlesindeki.
Bu nedenle bürokratik oligarşinin içi rahat olsun.
Malum, memlekette demokrasiyi genişletmek için halkoyuna gidene sivil darbeci deniyor.
Bunlar öyle acayip sivil darbeciler ki, darbe yapmak için referanduma gidiyorlar.
“Sayın vatandaşlar müsaadenizle bir dikta rejimi kuracağız, bunun için sandıkta anayasa değişikliğine destek atın” diye oy istiyorlar.
80 küsur sene önce halksız Cumhuriyet kuranlar da bunun üzerine haklı olarak panikliyorlar.
Ne güzel kendi aramızda takılıp gidiyorduk işte, şimdi halk da nereden çıktı di mi ama?
En şahanesini geçenlerde Baykal söyledi: “Bu anayasa değişikliği olduğunda Cumhuriyet aynı Cumhuriyet olmayacak.”
Budur işte...
Hani anayasa referandumu olursa destek vermesi için halka bunu en iyi nasıl anlatırız deseler, ancak bu kadar özetlenir.
Çünkü insanlar da zaten artık başka bir cumhuriyet istiyor.
Her neyse, sonuç olarak İstanbul-Ankara git gel kaç saat ki?
Bilmem kaç şeritli şahane yol zaten bomboştu, gazladık geldik.
Ankara’nın, Şehr-i İstanbul’a dönmesi güzel neticede.
Kadim dostum Vatoz hemen sürpriz bir etkinlikle karşıladı beni.
Sevdiği bir Türkçe şarkının nakaratını güncel anayasa tartışmalarına uyarlamış, onun sunumunu yaptı.
Şöyle;
Sen hep kendine önlemler aldın (AKP)
Ben kendime yasaklar koydum (CHP)
Önümüzde barajlar var (BDP)
Bu su hiç durmaz (Gazeteciler)
İlk üçü cuk oturmuş da, sonuncusu niye gazetecileri temsil ediyor diye sorarsanız –ki ben sordum- şundanmış.
Önce bu sene haziranda referandum var, sonra Temmuz 2011’de seçim telaffuz ediliyor.
Bu ne demek?
Gazetecilerin iki yaz tatili de güme gitti demek.
Dolayısıyla şarkının, “Bu su hiç durmaz” bölümünü, bizim işimiz bitmez usta bu memlekette minvalinde en içli sesleriyle gazeteciler söyleyecekmiş...
Bu arada her ne kadar sunumu Bülent Ortaçgil’den de yapsa, baktım Vatoz’un saçları Emoculardan hallice yüzünü örtmekte, hemen Esmer’in yolunu tuttuk.
İyi ki de ziyaret etmişiz bizim varoş berberini.
Hem herkesin ne büyük bir dikkatle olan biteni takip ettiğini gördüm, hem de birazdan aktaracağım çok yaman bir hukuk problemiyle karşılaştım.
Esmer, Vatoz’u berber koltuğuna oturtup Emoculuktan kurtarma operasyonu düzenlerken, benim eski varoş mahallesinin gençlerinin özellikle televizyonlardaki tartışmalar sayesinde anayasa hukuku donanımlarını ziyadesiyle geliştirdiklerini fark ettim.
Muhabbet sırasında aralarından biri Deniz Baykal tadında “sivil darbeciler” muhalefeti yapınca, bir başkası hükümetin iyi niyetli olduğunu kendince kanıtlamak için inanılmaz bir tez geliştirdi.
Aralarında geçen muhabbeti dikkatle okuyun lütfen.
– Bak şimdi adamlar herkesi kolpaya getirmek (üç kağıtçılık yapmak –DO) istese ne yapar biliyor musun? Hani Anayasa’nın değiştirilmesi teklif dahi edilemeyen ilk üç maddesi var ya işte onları değiştirirler...
– Onların değişmesi zaten yasak, dedin ya teklif bile edilemez...
– Peki bu yasak nerede yazıyor? Söyliyim ben sana Anayasa’nın 4. maddesinde...
– Ee tamam işte ondan bişey yapamıyorlar...
– Peki, 4. Madde’nin değiştirilmesinin yasak olduğu yazıyor mu bir yerde?
– Nasıl yani?
– Nasıl olacak, diyorum ki isteseler önce Anayasa’nın 4. maddesini değiştirip sonra da ilk üç maddeyi değiştirirlerdi.
Bu enteresan tez karşısında Baykal kıvamındaki genç de biz de tek kelime edemedik.
Ancak eski Emoculardan Vatoz kalkmak üzere olduğu berber koltuğundan atıldı hemen, “En iyisi 5. Madde’ye de 4. Madde’nin değişmesinin yasak olduğu yazılsın o zaman...”
Tez sahibi genç cevap verdi, “Peki 5’i nasıl koruyacaksın abi, 6. Madde’yle mi? Sonra 6’yı da 7 ile mi? Ben denemesini yaptım böyle yaparsan da en son madde yine korumasız kalıyor...”
Buyurun buradan yakın bakalım.
Galiba bu referandum meselesi nedeniyle memleket bir ton alaylı hukukçu kazanacak!
|