1) “Gazeteler yakında ölecek” mevzuu nihayet yeniden gündeme geldi. Ben de bununla ilgili kelam etmek için fırsat kolluyordum. Bu muhabbeti ilk duyduğumda 90’ların başıydı. 25 sene sonra dünyada nelerin değişeceğini anlatan, basiret sahibi bilim adamlarıyla yapılan röportajlardan oluşan bir kitap çıkmıştı. Bir sürü bilim adamı diyordu ki, kâğıda basılı gazete bitecek, herkes her şeyi internetten okuyacak. O zaman memleket olarak internetin i’sindeyiz (ilk i) değerli izleyiciler. Vaziyeti kolay idrak etmeniz için bir anımı nakledeyim. O dönem çalıştığım büyük medya gruplarından birinin haftalık dergisinde sadece tek bir bilgisayarla internete bağlanılıyordu. Tecrübeli bir şahsiyete tahsis edilmişti bu bilgisayar ve onun bildiği bir internet şifresi vardı. Arşivde kupürlerin arasında aradığını bulamadıysan veya işin acayip acilse o şahsiyete gidip yüce internete girebilir miyiz diye soruyordun. Ve internete bağlanılan o kutsal dakikalarda çalışanlar, üstü açık Amerikan arabasıyla mahallelerine gelen Cüneyt Arkın’ı izleyen varoş çocukları gibi bilgisayarın başında toplanıyorlardı. İşte böyle bir dönemde bilim adamı da olsa birilerinin çıkıp zırt pırt “gazeteler ölecek” demesi, benim gibi genç bir gazetecinin üzerinde “Nihal’i harcayacaklar matmazel” cümlesinden fazla etki yapmıyordu. Bu öngörülere uyuz olan mühim bir yabancı gazetenin yayın yönetmeni de,“gazete okumak asla ölmez, çünkü bilgisayarı tuvalete götüremezsiniz” diye zekice fırça kaymıştı bilim adamlarına. Fakat 10 sene bile geçmeden laptop çıktı, mertlik bozuldu. Artık bilgisayar tuvalete de götürülebiliyordu. Bunun üzerine biz de birkaç Türk gazeteci kafa kafaya verip gazetelerin en azından memleketimizde ilelebet payidar kalacağını kanıtlayacak bir teori geliştirdik. Ve dedik ki “gazeteler hep olacak, çünkü internetin üzerinde domates - peynir - ekmek yiyemezsin!” Haksız mıyız yani? Var mı taraf.com.tr’nin üstünde kahvaltı yapılan öğrenci evi?
2) Basiretli bilim adamlarına bu cevabı yapıştırdıktan sonra sırada, ey basiret geldiysen üç kere tıkla şeklinde özetleyeceğim bir olay var... Adam dört sene para biriktirip, Dünya Kupası izleme hayalini gerçekleştirmek üzere gezegenin bir ucuna gitti. Gruplardan çıktı, çeyrek finali gördü, yarı finalden penaltılarla yırttı. Ama finale çıkamadı. Parası bitti çünkü. Az kalsın İspanya - Hollanda maçını vatanında bir plazmadan izleyecekti. Hemen ebedî sponsoru bellediği beni aradı. Sanki kaydı hayat bakma akdi yapmışım kendisiyle. Hayır, yani varsa öyle bir akit, derin hukuk bilgimi devreye sokup, nerede karşılığında bana verdiğin gayrımenkul diye sorarım adama... Netice itibarı ile bulup buluşturdum bir miktar Türk Lirası’nı, kadim dostum Vatoz’a göndermek üzere bankanın yolunu tuttum. Böylece en kocaman banknotumuz 200 lira ile de müşerref oldum. Ve madde 3’te okuyacağınız enteresan bazı tesbitler yaptım.
3) 200 lira ile “kavuşamayınca aşk olur” hesabı bir ilişki yaşıyordum. Böyle bir para var biliyorum/ epeyce yaklaşmışım/ duyuyorum/ sahip olamıyorum... Her neyse, bence en büyük paranın üstüne Yunus Emre resmi basmak şahane bir buluş olmuş. Sen misin mal sahibi mülk sahibi diye yüzyıllar öncesinden anarşik takılan, paraya boğarız seni. Herkesin bir fiyatı vardır Yunusçum! Bu arada elin gâvuru şapşal tabii. Misal Fransız’ın aklına gelmiş mi, “Mülkiyet hırsızlıktır” diyen Proudhon’un resmini parasına nakşetmek?
4) Özellikle 40’lı yaşlara geçiş yapıp, yaş mevzuunda psikopata bağlayanlar lütfen yamacımda toplansınlar. Mühim bir tüyo vereceğim... Toplum içine çıktığınızda, muhabbet sırasında boş bulunup “Yugoslavya” demeyin sakın. Özenle gizlemeye çalıştığınız yaşınız ânında ortaya çıkıyor. Gençler “Ora da nere?” şeklinde boş bakıyor yüzünüze... Yok, eğer ne alakası var canım, benim böyle şeyler umurumda değil diyorsanız; bana hiç dert değil. Sizi yalanınızla baş başa bırakıp saadetler diliyorum.
5) Saadet demişken oradan bağlayıp hafif politize bir final yapmak istiyorum müsaadenizle. Son zamanlarda ilginç bir şekilde şehirli, laik, modern memleket insanı arasında Saadet Partisi Başkanı Numan Kurtulmuş çok beğeniliyor. Beğenme kalıbı da şöyle: “Aslında çok düzgün adam...” Ancak buradaki “aslında”dan da anlaşılacağı gibi bu beğenme şimdilik kesinlikle oya dönüşmeyecek.
6) Referandum hususunda ilk tesbitler... Ne oy atacağına karar vermemişler şu anda çoğunlukta. Erkeklerde bu durum “bakarız” şeklinde tezahür edip “hayır” oyuna dönüşmeye daha yatkın iken, kadınlarda ise daha bir Cici Kızlar durumu seziliyor: “Hayır dersem belki demek/ belki dersem evet anla.”
oraldem@gmail.com
www.taraf.com.tr
|