Anlaşılan o ki, referandum mevzuunda derdine derman arayan damardan CHP’li Vaziyet okuru İsmet Anıl’ın sorusu epey arıza yaratmış.
Gelen e-postalara bakılırsa Temel’in bilgisayara “Ne var ne yok?” demesi tadında kimi bünyeler error vermiş.
Önce soruyu hatırlayalım, sonra cevaplara geçiş yapalım.
Acil ilkyardım talebini şöyle iletmişti kıymetli okur: “Hayatım boyunca CHP’ye oy verdim. 1982 Anayasası referandumunda elbette ‘Hayır’ oyu kullandım. Ama şimdi kafam çok karışık. ‘Evet’ versem AKP’nin istediğini yapmış olurum, yapamam. ‘Hayır’ desem, daha önce reddettiğim 1982 Anayasası’na ‘Evet’ demiş olacağım. Bu duruma bir hal çaresi bulan CHP’li varsa lütfen bana da haber versin...”
CHP’lisi, AKP’lisi cevap yağdırmış bu soruya.
Birisi demiş ki, “Referandumda Nutuk bile oylansa, AKP getirdi diye ‘Hayır’ oyu verirsiniz bu kafayla...”
Bir başkası aynı minvalde tesbit üstü fırça çekmiş: “Bravo da birader bunun AKP’nin istediği şey olmasından bağımsız olarak senin istediğin şey olma ihtimaline ne oldu? AKP’nin istediği şey diğer tüm isteklerin önünde, kategorik olarak herkesin beynini yamultuyor.”
Ve CHP’li bir kadın okurdan sürpriz bir cevap: “Böyle bir değişime ‘Hayır’ dersem CHP’ye ihanet etmiş olurum. Hayalimdeki CHP olsa gerek bana böyle hissettiren...”
Beni derinden etkileyen mesajlardan biri ise yine bir CHP’liye ait. İlk başta “Hayırda hayır vardır” şeklinde şıkır şıkır giderken sonlara doğru fena dağılmış ve kafa karıştırma virüsü kendisine de bulaşmış. Okuyalım (yani siz okuyun ben zaten okudum): “Referandumda ‘Hayır’ deyince neden 82 Anayasası’na ‘Evet’ demiş olacağız anlamadım. ‘Hayır’ demekle sadece AKP’nin anayasasını reddedeceğiz. Böylece mevcut düzenlemeler devam edecek. Aslında mevcut düzenlemeler derken, onlara da karşıyım çünkü 12 Eylül Anayasası’na karşıyım. Dolayısıyla ona da ‘Hayır’ demek istiyorum. Ama ikisi birarada olmuyor işte. Yazarken benim de kafam karıştı, en iyisi bunları fazla düşünmemek.”
Şimdi de genç subayların ruhi gelişimine zarar vereceği için mesajının sonunu sansürlediğim okurun satırları var sırada: “Kafa karışmasına filan gerek yok. ‘Hayır.’ Hem sadece ‘Hayır’ da değil. Benim sloganım ‘Yetmez ama hayır’. Çünkü bunlara sadece ‘hayır’ yetmez...”
Felsefi takılan okur ise şöyle demiş: “Aynı suda iki kere yıkanılmaz ama bu memleketin CHP’lileri aynı hayatta aynı anayasaya iki kere oy verecekler. Üstelik yaşı tutanlar ilkinde ‘Hayır’ demişken, ikincisinde ‘Evet’ demiş olacaklar.”
Daha çok cevap veren var CHP’li okurun sorusuna.
Oğuz Atay’ın Ne Evet Ne Hayır hikâyesindeki evlenme teklif edilen kızın cevabından yola çıkıp dalgasını geçen de mevcut, hamasetçiler fraksiyonuna üye olup evrenin oluşumundan itibaren olan tüm kötülüklerin sebebinin AKP olmasından yola çıkarak “Hayır” oyu vermesini telkin edenler de.
En iyisi artık referandum mesajları potpurisini kesip neticeye gelelim.
Herkes kendi neticesini kendi çıkarır elbet ama benim anladığım “Hayır” cephesindeki partilere yakın olsa da bağımsız düşünme hasletini kaybetmeyenlerin kafası ziyadesiyle karışık.
Sihirli bir formül arıyorlar ama yok öyle bir formül.
Finali yine bir okur mesajıyla bağlamak sanırım benim de hislerime tercüman olacak.
Bakın “mavracı” kod adlı şahıs duygu ve düşüncelerini nasıl ifade etmiş: “AKP’nin istediğini yapmış olurum diye kafası karışanlara bir sorum var: ‘Evet, AKP için midir toplum için mi?’ İşte bütün mesele budur...”
Komikliğin komik yokluğu
Artık manalı, manasız herhangi bir şey söylediğim zaman tuhaf bir neşeyle gülenleri...
Veya televizyonda izlediğim, buldukları ilk bahaneyle gülme görevini yerine getiren tipleri...
Yani aslında komik bir nedeni bulunmayan tüm gülmeleri tanımlamak için kullanacağım şahane bir kavram var: Komikliğin komik yokluğu.
Milan Kundera ustadan öğrendim.
Türkçede yeni yayımlanan Bir Buluşma isimli kitabından.
Kundera bu kavramı, Dostoyevski’nin Budala’sındaki satırlardan yola çıkarak anlatmış: “Bir grup genç, gezmek için kır evinden çıkar; aralarında üç kız, ‘Yevgeni Pavloviç’in şakalarına öyle bir neşeyle gülüyorlardı ki, sonunda belki de söylediklerini dinlemediklerinden şüphe etti.’ Bu şüphe ‘ansızın onu kahkahaya boğdu.’ Mükemmel bir gözlem: Önce, genç kızların toplu halde gülüşü, güldükçe neye güldüklerini unutup sebepsiz gülmeye devam etmeleri; ardından, kızların gülüşünün komik herhangi bir nedeni olmadığını fark eden ve komikliğin bu komik yokluğu karşısında kahkahaya boğulan Yevgeni Pavloviç’in gülüşü.”
Memlekette ne çok komikliğin komik yokluğu vakası yaşıyoruz değil mi?
oraldem@gmail.com
www.taraf.com.tr
|